|
Pazar, 28 Haziran 2009 15:42 |
|
Küresel bir felaket tehdidini yaratıp, gerçekleştirip, sonra yaraları sarma bahanesiyle dünya ekonomisinin ve siyasetinin kontrolünü ele geçirme planı çok mu ütopik? Henry Kissinger ne demişti; "Petrolü kontrol ederseniz ulusları, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz" Norveç'in kuzeyindeki Svalbard Adası'nda bir yıl önce faaliyete geçen Küresel Tahıl Ambarı, gerçekleşecek küresel kıyamette insanlığı kurtaracak bir Nuh'un Gemisi olarak tanıtıldı. Finansörü ise dünyanın tekelleşen genetik tohum şirketleri. Sicilleri hiç de temiz değil.. Küresel bir felaketle karşı karşıya kalma korkusu insanoğlunun paranoyalarının hâlâ en büyüğü. Gerçi bu bize Hollywood filmlerinden miras. Ne de olsa önce zeminin yaratılması kaçınılmaz. Beyazperde de dünyaya yayılan ölümcül virüsleri izledik, sonra gribin envai çeşidi bilim adamlarının “bunlar genetik harikası” yorumlarıyla hayatımıza girdi. Susuzluk diyorduk, nerede doğal bir kaynak varsa tekel inşaat firmaları “suyu korumak” amacıyla oralara sayaç takmak için harekete geçti.
Koruma, kollama adına kaynakları satışa çıkarmak ya da onları önce yok edip sonra Tanrı rolünü oynamak, egemenliğin tek hâkimi olmak için şart görülüyor. Örnekler o kadar çok ki... İşte, korkuyla yönetilen bir dünyada yaşamayı bize böyle öğretiyorlar. Bunlar çok mu komplo teorisi geldi size? O halde bir de Norveç’in kuzeyindeki Svalbard Adası’nda geçen yıl faaliyete geçen Küresel Tahıl Ambarı’nı düşünün. Elbette bu proje dünyaya modern Nuh’un Gemisi olarak tanıtıldı ve geleceği kurtaracak bir insanlık projesi olarak sunuldu. Peki ya öyle değilse? |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 14 Kasım 2009 14:43 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 10 Mart 2009 00:00 |
|
"Dinle bağlantılı çatışmaların gölgesinde, modernleşme sürecinde dinin kamusal alandaki rolünün azaldığı tezi artık daha az destekleniyor. Diğer yandan, seküler vatandaşlar dindarları çağdaşları olarak ciddiye almazsa, vatandaşlığın temelini oluşturan karşılıklı tanımayı tıkamış olurlar"
‘Post-seküler bir toplum, ancak seküler bir toplumdan çıkabilir. Bu tartışmalı terim bu nedenle yalnızca, zengin Avrupa ülkeleri veya halkın dini bağlarının düzenli ve dramatik bir biçimde zayıfladığı Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler için kullanılabilir. Bu bölgelerde, vatandaşlar arasında sekülerleşmiş bir devlette yaşadıklarına dair az çok bir farkındalık yayılmıştır. Sosyolojik göstergeler bakımından, yerel nüfusun dini davranış ve kanaatleri bu toplumları ‘post-seküler’ olarak damgalamayı haklı çıkaracak kadar değişmemiştir... |
|
Son Güncelleme ( Salı, 23 Haziran 2009 13:56 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 07 Haziran 2009 09:46 |
Son birkaç gündür (aslında geçtiğimiz yedi yıl boyunca da), bir büyük organizasyona tanık oldu Türkiye ve Dünya. Geçmişte sadece ilgili çevrenin televizyon kanalı ve gazetesi haricinde pek itibar görmeyen ancak şu an ülkenin birçok televizyon ve basın yayın kuruluşunda kendine az veya çok yer bulan “Türkçe Bayramı” na: 7. Uluslar arası Türkçe Olimpiyatına. Bu organizasyonda 115 ülkeden gelen 700’e yakın çocuk ve genç, şiir, şarkı, edebiyat, konuşma gibi dallarda Türkçe maharetlerini sergilediler ve millet içinde çok ciddi sayıda insanı kendilerine hayran, gözlerinde sevinç gözyaşları olduğu halde bırakıp ülkelerine döndüler. Bu seneki olimpiyat, dört ve beş yaşlarındaki iki Kongo’lu yavrucağın istiklal marşının on kıtasını ezbere (dilleri yarı döne yarı dönmeye, kan ter içinde) okumalarıyla başladı. Yani daha dakika bir gol bir oldu. Dünyanın bambaşka coğrafyalarından çocuklar bizimdir dediğimiz değerlerimizi bizden âlâ kucakladılar adeta. |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 13 Haziran 2009 13:13 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 4 > 7 |