|
Pazar, 24 Ocak 2010 12:01 |
|
Ekoloji, bilimsel veya siyasal olmasına bağlı olarak, ayrı ama birbiriyle ilişkili iki yaklaşım içerir. Ben bu yazıya bunların birbiriyle ilişkili yönleri değil de daha çok amaçları arasındaki farklılık üzerine odaklanarak başlayacağım. Bilimci ve anti-politik dogmatizmin yeni bir versiyonunu üretmekten kaçınmak için, siyasal yaklaşımın “bilimsel bir analizin mutlak anlamda kaçınılmaz” ürünü olarak sunulmaması gerekiyor. Zira bu dogmatizm, “diamat” versiyonunda, siyasal pratikleri ve kavramları bilimsel olarak kanıtlanmış zorunluluklar düzeyine çıkartmaya çalışarak sahip oldukları özgül siyasal karakteri yadsımaktadır. Bir bilim olarak ekoloji, uygarlıkla yeryüzündeki ekosistem (yani, insan faaliyetinin [yeniden] üretilemeyen bağlamı, doğal temeli) arasındaki etkileşimi konu alır. Sanayi sistemlerinin tersine doğal ekosistem kendini kuşaklar boyunca sürdürme ve yeniden düzenleme kapasitesine sahiptir, sözkonusu kapasite de içerdiği büyük çeşitlilik ve karmaşıklık sayesinde onun kendi kendisini düzenleyip daha da büyük bir karmaşıklık ve çeşitlilik düzeyine evrilmesini |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 24 Ocak 2010 12:32 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 22 Ocak 2010 20:59 |
|
Kamuoyu araştırmalarının değerine ilişkin olarak gelişen, gerçek anlamda bilimsel tartışma, eğer bu konudaki engeller toplumsal değil de entellektüel olsaydı, özel bir sorun çıkarmaz, kısa zamanda da kapanır giderdi. Gerçekten de, aslen basit olan bir sorunu, işin en başından karmaşık kılan “kamuoyu”na ilişkin bilimsel tartışmanın siyaset alanına çekilmesi ve bundan dolayı da, kendi tanımlarını kabul ettirme mücadelesindeki tarafların, sorunu, tamamen toplumsal olan kapasiteleri yoluyla çözmeye itmesiydi. Siyaset alanında zevahir her zaman haklı çıkar zira bir şeyi zannettirmeyi başaran, o şeyin varolmasına katkıda bulunur. -Toplumbilimciler de dahil- herkesin, araştırma kuruluşları tarafından üretilen kamuoyunun (toplumbilimcileri için söz konusu olan, yalnızca toplumsal bir olgunun dikkate alınması olsa bile) “mevcut olduğu” konusunda hemfikir olmasını bilimsel bir zafer olarak algılamaları artık şaşırtıcı değildir. “Kamuoyu” tartışmalarında, |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 22 Ocak 2010 21:26 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Cuma, 22 Ocak 2010 15:23 |
|
Kamusal Alan: Ansiklopedik Bir Makale* Kavram “Kamusal alan” kavramıyla kendi içinde bir anlamda kamuoyuna benzer bir alanın oluşturabileceği, toplumsal yaşamımızın bir parçasını tanımlıyoruz. Kamusal alanın en önemli niteliği tüm vatandaşlara açık olmasıdır. Kamusal alanın bir bölümü, özel vatandaşların birbirleriyle bir kamu organı yarattıkları her türlü iletişim sayesinde yaratılır.1 Buna göre, kamusal alan içinde bireyler ne özel alanın üyeleri olan işadamı/işkadını ya da profesyoneller gibi, ne de devlet bürokrasisinin yasal yaptırımlarına mâruz kalan anayasal düzenin üyeleri gibi davranabilirler. Vatandaş olarak tanımladığımız bireylerin ancak ve ancak toplumsal çevrelerinde herhangi bir sınırlama olmaksızın -diğer bir deyişle, kendi düşüncelerini özgürce açıklayıp yayımlama hakkı ve özerk grup örgütlenmeleri kurma hakkının garantisi altında- hemen herkesi ilgilendiren sorunlar hakkında birbirleriyle etkileşimde bulunabildiklerinde bir kamusal alan olarak davranabilmeleri kuşkusuz olası. Büyük bir kamusal alan gözönüne alındığında,
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 22 Ocak 2010 21:26 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 7 |